İklim adaletinin tesisi hedefiyle Ankara’dan yola çıkan üç çatı ekoloji örgütünün düzenlediği Halkların İklim Zirvesi Girişimi, toplumun farklı kesimlerinden temsilcilerin katılımıyla İstanbul’da bir araya geldi.
İklim Adaleti Koalisyonu, Ekoloji Birliği ve Türkiye Çevre Platformu’nun (TÜRÇEP) 16 Aralık’taki Ankara buluşmasından doğan Halkların İklim Zirvesi (HİZ) Girişimi, farklı toplumsal mücadele alanlarından temsilcilerle İstanbul’da bir araya geldi.
Birleşmiş Milletler’in (BM) bu yıl 31’incisi Türkiye’de düzenlenen Taraflar Konferansı (COP) toplantıları, her yıl devlet ve şirketlerin çıkarlarıyla gölgeleniyor. Bu yıl Antalya’da yapılacak toplantıya paralel olarak düzenlenen Halkların İklim Zirvesi ise halkların deneyim ve taleplerini merkeze alan bir kamusal alan oluşturarak alternatif bir zirve kimliğiyle örgütleniyor.
İklim adaletinin özneleri ortak yaşam savunusu için bir araya geldi
Tasarım Atölyesi Kadıköy’de (TAK) gerçekleştirilen programa ekoloji, emek, kadın, LGBTİ+, gençlik, insan hakları, meslek örgütleri, yerel yönetimler ve kültür-sanat alanlarında faaliyet yürüten kurumlar ve kişiler katıldı.
Katılımcılar; fosil yakıt şirketleri ve büyük sermaye gruplarının etkisi altında şekillenen küresel iklim rejiminin gezegenin ekolojik sınırları ve halkların yaşam hakkını değil, sermayenin devamlılığını öncelediği konusunda ortaklaştı. Halkların İklim Zirvesi’nin yeşil boyamaya dayalı çözümleri reddederken fosil yakıtlardan çıkışı, ekokırımın durdurulmasını, emeğin ve yaşam hakkının savunulmasını merkeze alan bir iklim adaleti anlayışıyla örgütleneceği bildirildi.
Glasgow’dan Belém’e uzanan mücadele Antalya’da devam edecek
Halkların İklim Zirvesi; kasım ayında Antalya’da yapılacak olan ve 190’ın üzerinde devletin katılacağı COP31’e paralel olarak şirket sponsorlu sahnelerin dışında, halkların kendi sözünü kurabildiği bir alternatif kamusal alan ihtiyacından doğdu.
Yapılan sunumlarla, geçmiş yıllarda Glasgow ve Belém’de düzenlenen benzer halk zirvelerinin de bu ihtiyacın ürünü olduğu hatırlatıldı. Bu buluşmalarda, resmi zirvelerin halkları dışlayan yapısına karşı; yerel direnişlerin, emek ve toplumsal hareketlerin, kadınların ve yerli halkların bir araya gelerek iklim adaletini kendi gündemleriyle tartıştığı aktarıldı.
Katılımcılar COP süreçlerini, krizi yaratanların çözüm üretir gibi göründüğü ancak sahnenin arkasında aynı yıkıcı düzenin sürdürüldüğü bir tiyatro olarak değerlendirdi. Tartışmalar, bu zirvelerin uzun süredir bilimsel uyarıları göz ardı ettiği ve karbon piyasaları, piyasa temelli mekanizmalar ve sözde “yeşil” söylemler altında sunulan çözümlerle iklim krizinin derinleştirildiğini ortaya koydu.
Türkiye’nin COP31’e ev sahipliği yapmasının, kömürden çıkış ve termik santrallerin kapatılması için takvimi olmayan; fosil yakıt, madencilik ve enerji projeleriyle ekolojik yıkımı büyüten politikaların uluslararası alanda meşrulaştırılması riski barındırdığı ifade edildi. Zirve, farklı toplumsal alanlardan katkılarla güçlenecek
Yapılan sunum, grup çalışmaları ve forumda; iklim krizinin yalnızca çevresel bir sorun olmadığı, aynı zamanda sınıfsal, toplumsal cinsiyet temelli, sömürgeci ve yapısal bir adalet krizi olduğunun altı çizildi. Emekçilerin, köylülerin, kadın ve LGBTİ+’ların, yerli ve yerel halkların, gençlerin ve kent yoksullarının iklim krizinin sonuçlarını orantısız biçimde yaşadığına vurgu yapılarak bu kesimlerin COP salonlarında ya hiç yer bulamadığı ya da sembolik biçimde temsil edildiğinin, ayrıca karar mekanizmalarında yer alamadığının altı çizildi. Söz konusu kesimlerin farklı toplumsal deneyimlerine dayanarak ortak bir yaşam savunusu hattı oluşturmaya yönelik çalışmalar yapıldı.
Programda HİZ’in kapsamı, tematik başlıkları, örgütlenme modeli, yerel ve uluslararası dayanışma olanakları ayrıntılı biçimde ele alındı. Sürecin farklı toplumsal mücadele alanlarından gelen katkılarla güçlenerek ilerlemesinin, HİZ’in siyasal ve toplumsal meşruiyetini artıracağı yönünde değerlendirmeler yapıldı. Bu doğrultuda, sürecin COP31’e kadar katılıma ve gelecek katılımlarla şekillenmeye açık bir şekilde, çok sayıda başlık ve temas etrafında olgunlaşacağı ifade edildi.
Yürütülen çalışmalar, iklim krizinin onu yaratanların teknik ve piyasa temelli çözümleriyle değil yaşamı savunan toplumsal kesimlerin bilgi, deneyim ve mücadeleleriyle ele alınması gerektiğini ortaya koydu.