Greenpeace Türkiye, COP 31 'de Talepleri Zirveye Taşımaya Çağırıyor

Antalya’da gerçekleşecek Birleşmiş Milletler İklim Zirvesi’ne (COP31) bir ay kaldı. Greenpeace Türkiye, “Zirveye Taşı” kampanyası ile herkesi iklim mücadelesi taleplerini ve mücadelelerini COP31’e taşımaya çağırıyor.

Greenpeace Türkiye, COP 31 'de Talepleri Zirveye Taşımaya Çağırıyor

Kampanya, COP31’e ilişkin iki temel talebi dile getiriyor: Fosil yakıtlardan adil çıkışın gerçekleşmesi ve plastik atık ithalatının yasaklanması. Zirveye Taşı kampanyası, dünyanın gözü Antalya’dayken bu taleplerin de zirveye taşınmasını sağlamayı amaçlıyor.


“Kömürün gölgesinde su”

Greenpeace Türkiye, kampanya ile birlikte “Kömürün gölgesinde su: Türkiye’nin enerji tercihlerinin görünmeyen bedeli” araştırmasını da yayımladı. Araştırma, kömürlü termik santrallerin ve kömür madenlerinin neden olduğu zararların kömür bölgelerinin ötesinde verdiği zararları ortaya koymayı hedefleyen çalışmalar bütününün parçası. Bu kapsamda Greenpeace tarafından Mayıs ayında yayımlanan Kömürün Gizli Maliyeti raporu kömür sebebiyle herkesin ödediği ekonomik sonuçları ortaya koyarken, Eylül ayında yayımlanan kömür ve sağlık etkileri raporu kömürün neden olduğu kirliliğin toplum sağlığına etkilerini ele alıyordu.

Kömürün yarattığı en derin krizlerden biri de yer altı ve yer üstü su kaynaklarında yaşanıyor. Ortak - Araştırmacı Gazeteciler için Bağımsız Haber Merkezi’nin Greenpeace Türkiye için hazırladığı “Kömürün gölgesinde su: Türkiye’nin enerji tercihlerinin görünmeyen bedeli” araştırması da görünmeyen su gaspını ve havza tahribatını merkezine alan insan hikayelerini ve makaleleri içeriyor.
Muğla’da “Su gerçekten mi yok, yoksa mevcut su kaynakları farklı öncelikler için mi ayrılıyor?” sorusuna yanıt aranırken 42 yıl öncesinden gelen bir itirazın takibi de yapılıyor. 1984 yılında termik santral karşıtı direnişte dönemin başbakanı Turgut Özal’a “Köyümüzün kalmasını isteriz” diyen Hatice Çakır “Burası daha da şenlenir” yanıtı almıştı. Araştırma kapsamında Kemerköy Termik Santraline yakın evinde kendisine tekrar ulaşılan Çakır, geçen yıllarda termik santralin yarattığı etkileri “Hiç de şenlenmedi. Daha geri gittik” diye anlatıyor.

Elbistan’da ise maden işletmesinin farklı sektörlerindeki yıllık susuzlaştırma 113,3 milyon metreküp olarak hesaplandığında, havzanın yer altı sularının her yıl 28,8 milyon metreküp açık verdiğine dikkat çekiliyor. Bölge sakinleri ise eskiden kolayca erişebildikleri sulama ve içme suyuna erişimlerinin kömürün gölgesinde her gün daha çok zorlaştığını ve bölge tarımına etkilerini anlatıyor.

“Talepleri ve mücadeleleri zirveye taşıyoruz”


Greenpeace Türkiye İklim ve Enerji Kampanyaları Sorumlusu Emel Türker Alpay şöyle konuştu: “İklim zirveleri, iklim krizinden ve yanlış enerji seçimlerinden zarar görenlerin ve bunlara karşı mücadele edenlerin sesinin duyulduğu bir yer olmalı, karar vericilere zirvede aldıkları her kararın büyük bir sorumluluğu olduğu tekrar tekrar hatırlatılmalı.

“Kömürün etkilerini Çanakkale’den Elbistan’a uzanan insan hikayelerinde tekrar tekrar dinliyoruz. Kömür doğrudan ve dolaylı teşviklerle, çevresel zararların ve kamu sağlığında oluşan zararların neden olduğu ekonomik maliyetlerle, insan, çevre ve gezegenin sağlığına verdiği zararlarla yalnızca kömür bölgelerinde değil, Türkiye’nin dört bir yanında sorunlar üretiyor. Şimdi ise su ve kömür ilişkisini anlatan çalışmamız ile yaşamımızın kaynağı olan su varlıklarına verdiği zararları da gözler önüne sermiş olacağız.
“Zirveye Taşı kampanyası ile hem kömürün etkilerini yöre sakinlerinin deneyimleriyle tekrar anlatmayı, hem de ülkenin dört bir yanından yükselen kömürden adil bir çıkışa dair taleplerin zirveye taşınmasını sağlamayı amaçlıyoruz. Zirveye taşınan her talep, aynı zamanda adalet, temiz havaya erişim gibi başka taleplerin de sesini yükseltmede etkili olacaktır.
“Bu bağlamda COP31 başkanlığını ve ev sahipliğini üstlenen Türkiye, gerçek bir küresel iklim liderliği iddiasını kanıtlamak için çalışmaya öncelikle evimizden başlamalı: Yeni kömürlü termik santral planları iptal edilmeli; bundan sonra yeni kömürlü santral yapılmayacağının taahhüdü verilmeli; geçimini kömürden sağlayanları geride bırakmayan, adil bir kömürden çıkış için tarih açıklanmalı.”
Greenpeace Türkiye Sosyal ve Ekonomik Kampanyalar Sorumlusu Berk Butan şunları söyledi: “Antalya’nın ev sahipliğinde yapılacak COP31 Akdeniz kıyısındaki ilk COP olacak. Akdeniz bir yandan iklim krizinin sonuçlarından etkilenirken öte yandan yoğun bir plastik kirliliği ile karşı karşıya. Türkiye de ne yazık ki bu olumsuz tabloya katkıda bulunuyor. Bu yaz Seyhan nehrinden Akdeniz’e taşınan ve Antalya kıyılarına kadar ulaşan ciddi bir plastik atık kirlliliği ile karşılaştık. Bunun temel sebebi ise Türkiye’nin yıllardır Avrupa’dan atık ithalatında birinci ülke konumunda yer alması yatıyor. Geri dönüştürülmeden denizlerimize karışan ithal atıklar Akdeniz’i kirletiyor. Bu tablo bir Sıfır Atık ülkesine yakışmıyor. Türkiye’nin Sıfır Atık konusunda bir örnek olabilmesi için önce atık ithalatını kalıcı ve istisnasız bir şekilde yasaklaması gerekiyor. Bu talebimizi zirveye taşımak için herkesi bize destek olmaya çağırıyoruz.”
Greenpeace Uluslararası Küresel İklim Politikaları Uzmanı Tracy Carty, şu ifadeleri kullandı: “Kasım ayında tüm gözler Antalya’ya çevrilecek. Greenpeace, COP31’e acil bir çağrıda bulunuyor: Enerji güvenliği, ekonomik erişilebilirlik ve iklim krizinin temel nedenini ortadan kaldırmak için fosil yakıtlardan adil ve hızlı bir çıkış. Ev sahibi ülke olarak Türkiye, bunun bir ‘Uygulama COP’u’ olacağının sözünü verdi; biz bu hedefi destekliyoruz ve ‘uygulama’nın fosil yakıtları sona erdirecek somut adımlar anlamına gelmesini sağlayarak verilen bu sözün takipçisi olacağız.”
Greenpeace Avustralya Pasifik COP31 Proje Lideri Dr. Simon Bradshaw ise Avustralya'nın rolüne şöyle dikkat çekti: “COP31’de Müzakerelerden Sorumlu Başkan olarak Avustralya’nın güvenilirliği ve iklim liderliğine olan bağlılığı Türkiye’de sınanacak. Avustralya hükümeti, fosil yakıtlardan küresel geçişi hızlandıracak somut planlarla bu anın gereğini yerine getirmeli ve toplulukların karşı karşıya olduğu krizin aciliyetine yanıt vermeli. Avustralya, boş söylemlerden ötesini ortaya koymalı. Avustralya, Belém Deklarasyonu aracılığıyla 1,5 °C hedefine geri dönmenin yeni kömür, petrol ve gaz projeleriyle bağdaşmadığını kabul etti; ancak yine de yeni fosil yakıt projelerini onaylamaya devam ediyor.Kendi ülkemizde fosil yakıt onaylarını durdurmadan ve kömür ile gaz ihracatını aşamalı olarak sonlandırmadan, dünyanın karbonsuzlaşmasına katkıda bulunamayız. Artık diğer ülkelerin izinden giderek, ısınmayı 1,5°C’ye geri döndürmeye katkı sağlama konusundaki yasal yükümlülüğümüzle uyumlu şekilde, ihracat dahil olmak üzere fosil yakıt üretiminin planlı bir şekilde azaltılarak sona erdirilmesini güvence altına alan fosil yakıtlardan uzaklaşmaya yönelik ulusal bir yol haritası geliştirmeliyiz.”