İstanbul Boğazı’nın akıntısı elektrik üretebilir mi?

Bilimsel çalışmalar Boğaz’ın hidrokinetik enerji potansiyeline işaret ediyor İstanbul Boğazı yalnızca gemilerin geçiş yaptığı stratejik bir su yolu değil. Karadeniz ile Marmara arasındaki güçlü su hareketi, yıllardır bilim insanlarının dikkatini çeken önemli bir yenilenebilir enerji potansiyeli de taşıyor. Yapılan teorik ve sayısal çalışmalar, uygun noktalara su altı türbinleri yerleştirilmesi halinde elektrik üretiminin mümkün olabileceğini ortaya koyuyor. Ancak Boğaz’ın yoğun gemi trafiği, çift yönlü ve tabakalı akıntı yapısı, çevresel etkiler ve ekonomik maliyetler henüz aşılması gereken önemli sorunlar.

İstanbul Boğazı’nın akıntısı elektrik üretebilir  mi?

İstanbul Boğazı'nın yüzeyinde kuzeyden güneye doğru ilerleyen güçlü bir akıntı bulunuyor. Bunun temelinde Karadeniz ile Marmara arasındaki su seviyesi farkı ve iki denizin tuzluluk yoğunluklarının farklı olması yatıyor. Buna karşılık daha derinlerde ters yönde, Marmara'dan Karadeniz'e doğru ilerleyen bir su hareketi bulunuyor.


Dolayısıyla Boğaz, klasik anlamda gelgit enerjisi üreten bir kanal değil. Enerji potansiyelini oluşturan esas mekanizma, iki deniz arasındaki iki tabakalı değişim akımı.
Bilimsel araştırmalar, bu akıntının bazı kesimlerinde su hızının elektrik üretiminde
kullanılabilecek seviyelere ulaşabildiğini gösteriyor. 2012 yılında yayımlanan bir çalışmada, Boğaz'ın özellikle belirli bölgelerindeki akıntı hızlarından yararlanılarak hidrokinetik enerji üretimi için matematiksel bir model oluşturuldu.


Boğaz'daki enerji potansiyelinin daha ayrıntılı incelendiği önemli çalışmalardan biri 2016
yılında Energy dergisinde yayımlandı. Araştırmada, İstanbul Boğazı'nda toplam 10
megavatlık bir deniz akıntısı türbin grubu bilgisayar ortamında modellendi. Türbinlerin
birbirlerini nasıl etkileyeceği, aralarındaki mesafe, akıntı hızı, dalga koşulları ve gemi trafiğigibi faktörler değerlendirildi.


Buradaki kritik nokta şu: 10 megavatlık santral kurulmuş değil; 10 megavatlık bir sistemin
nasıl çalışabileceği bilgisayar ortamında simüle edildi.


Boğaz akıntısının en önemli avantajlarından biri, güneş ve rüzgâra kıyasla daha sürekli ve öngörülebilir bir enerji kaynağı olabilme potansiyeli. Suyun yoğunluğu havadan çok daha yüksek olduğu için, akıntının kinetik enerjisi de önemli bir kaynak oluşturabiliyor.
Ancak İstanbul Boğazı sıradan bir nehir değil. Üst tabakada Karadeniz'den Marmara'ya
doğru, daha derinde ise ters yönde akıntı bulunuyor. Akıntının hızı ve yönü Boğaz'ın farklı kesimlerinde önemli ölçüde değişiyor.


2026 yılında yayımlanan yeni araştırmalar da bu iki tabakalı akış yapısını dikkate alarak
türbinlerin yerleşimini inceliyor. Simülasyon sonuçları, özellikle üst tabaka akıntısının
bulunduğu bazı güney kesimlerde yüzer türbinlerin değerlendirilebileceğine işaret ediyor.

Konu artık yalnızca akademik makalelerle sınırlı da değil. İstanbul Teknik Üniversitesi
bünyesinde yürütülen BOSHEP – Boğaz Suları Hidrokinetik Enerji Platformu projesi, Boğaz'a özgü akıntı koşullarında çalışabilecek türbin teknolojileri geliştirmeyi amaçlıyor. Projede türbinlerin yer seçimi, hidrodinamik tasarımı, enerji verimliliği, kavitasyon, hidroakustik gürültü ve enerji depolama gibi başlıklar araştırılıyor.


Boğaz'da türbin kurmanın önündeki en büyük engellerden biri yoğun deniz trafiği. Tankerler, konteyner gemileri, yolcu gemileri ve şehir içi deniz ulaşımı nedeniyle türbinlerin seyir güvenliğini tehlikeye atmayacak şekilde konumlandırılması gerekiyor.


Bunun yanında deniz altında çalışan türbinlerin korozyon, bakım, mekanik yükler ve
kavitasyon gibi sorunlarla karşılaşması bekleniyor. Türbinlerin oluşturacağı hidrodinamik
değişikliklerin Boğaz'ın doğal su alışverişi ve ekosistemi üzerindeki etkileri de ayrıntılı olarak incelenmek zorunda.


Peki İstanbul'un elektriğinin önemli bir bölümü Boğaz'dan üretilebilir mi? Bugünkü
çalışmalar böyle bir sonuca ulaşmış değil. Boğaz'ın enerji potansiyelinin bulunduğu açıkça görülse de henüz ticari ölçekte kurulmuş bir akıntı enerji santrali bulunmuyor.


Buna rağmen konu önemli. İstanbul gibi dünyanın en büyük metropollerinden birinin
merkezinde bulunan doğal ve sürekli bir enerji kaynağının değerlendirilmesi, güneş ve
rüzgârın yanında farklı bir yenilenebilir kaynak oluşturabilir. Ayrıca elde edilecek enerjinin
deniz taşımacılığının elektrifikasyonunda kullanılması da araştırılan seçenekler arasında.
Sonuç olarak bugün için “İstanbul Boğazı elektrik santraline dönüşüyor” demek erken.
Ancak bilimsel çalışmaların ortak mesajı, Boğaz'ın belirli kesimlerinde hidrokinetik enerji
üretimi için gerçek bir teknik potansiyel bulunduğu yönünde. Bundan sonraki aşama, bu
potansiyelin bilgisayar modellerinden ve laboratuvar çalışmalarından çıkarak, gemi trafiğini ve Boğaz'ın ekolojik dengesini bozmadan ekonomik olarak uygulanabilir bir sisteme dönüştürülüp dönüştürülemeyeceğini ortaya koymak.

Bu komuda başta İTÜ olmak üzere akademik çalışmalar, yurtdışı akademik çalışmalar  ve EMO'nun bilimsel makaleleri mevcuttur.