Dünden bugüne kendime birkaç not…
Yıllardır omuz omuza yürüdüğümüz bir yol arkadaşımızı daha toprağa verdik. Her kayıp, sadece bir insanın eksilmesi değil; birlikte kurduğumuz hayallerin, paylaştığımız mücadelelerin de biraz daha sessizleşmesi demek. İnsan bazen bir fotoğrafa bakıyor; dün yan yana yürüdüğü, aynı sloganı attığı, aynı sofrada ekmeğini bölüştüğü insanların yerinde koca bir boşluk görüyor.

Bizim yolumuz uzun bir yoldu.
ÖDP günlerinden Yeşil Sol’a, oradan Yeşil Yaşam İnisiyatifi’ne uzanan bir hat… O yolun içinde sadece siyaset yoktu; dostluk vardı, tartışma vardı, kırgınlık vardı ama en çok da birbirine tutunan insanlar vardı. Gürcan, Adnan ve daha niceleri… Aynı ideallerin etrafında buluştuğumuz, bazen ayrıldığımız ama yine de birbirimizin hikâyesinde iz bırakan dostluklar.
Yıllar geçtikçe anlıyor insan; örgütler, partiler, platformlar değişiyor ama geriye en çok insan kalıyor. O yüzden her kayıp biraz daha derin bir boşluk açıyor içimizde. Çünkü aslında kaybettiğimiz sadece bir arkadaş değil; aynı zamanda birlikte yürüdüğümüz bir zaman, bir dil, bir dayanışma hali.
Bugün dönüp baktığımda, en çok şunu düşünüyorum:
Belki de bizi en çok eksilten şey politik ayrılıklar değil, sevgisiz kalışımız. Ego savaşları, küçük iktidarlar, kırgınlıklar… Oysa yıllar önce yola çıkarken hayalini kurduğumuz şey çok daha yalındı: birbirine omuz veren insanlar, ortak bir mücadele ve biraz da insani sıcaklık.
Şimdi bir dostu daha uğurlarken, içimde hem yas hem de bir soru var:
Biz gerçekten neyi kaybettik? Bir arkadaşımızı mı, yoksa birbirimize duyduğumuz o eski güveni ve sevgiyi mi?
Belki de bundan sonra yapmamız gereken en zor ama en gerekli şey şu:
Ego duvarlarını biraz indirmek, birbirimize yeniden tahammül etmeyi öğrenmek ve o eski dostluk dilini hatırlamak.
Çünkü bu ülkede siyaset yapılacak zemin belki daralıyor ama insan kalabilmenin zemini hâlâ var.
Ve belki de bütün mücadelelerin özünde, birbirimize yeniden insanca yaklaşabilmek yatıyorAma yıllar geçtikçe başka bir gerçekle de yüzleşiyoruz.
Sendika ağaları, parti şefleri, küçük iktidar savaşları… Ego büyüdükçe mücadele küçülüyor. İnsanlar büyüdükçe koltuklar küçülmüyor ama yürekler daralıyor.
Şunu açık söylemek gerekiyor:
Bu topraklarda artık şeflere ihtiyacımız yok.
Bize talimat veren başlara değil, yan yana yürüyen insanlara ihtiyacımız var. Mücadele birkaç kişinin egosuna sıkışacak kadar küçük değil.
Ve belki de en çok konuşmamız gereken şey şu:
Gençlerin yolu açılmalı. Gerçekten açılmalı. Sözde değil, gerçekten. Aynı yüzlerin, aynı alışkanlıkların, aynı iktidar dilinin dönüp dolaşıp yeniden kurulmasıyla hiçbir yere varamayız.
Bugün bir dostu daha uğurlarken içimde hem yas hem de bir sitem var.
Çünkü biz sadece insan kaybetmiyoruz; bazen sevgiyi, dayanışmayı ve birbirimize duyduğumuz güveni de kaybediyoruz.
Hâlâ 54 yıl önceki meseleleri gün yüzüne çıkartmak bir helalleşme değil ve bunun kimseye bir faydası olmadığı gibi karşılığında savunma hattını örüp kuşanmakta değil , bangır bangır gelen faşizme karşı tek bir yürek olacak birleşik mücadele hattını egolarımızı en aza indirgeyerek ve gerçekten olması gereken en doğru yerde biraraya gelerek ,birbirimizi severek ve düşmanlaşmadan , cenazede değil yaşarken değer bilerek yol yürümek.Kendi içimizde amip gibi bölünüp parçalanmadan ,yeni yeni şefler oluşturmadan ve hâlâ kimsenin siyaseten bulunduğu yerinde ciddi bir eksen kayması olmadığına göre enerjimizi birbirimize değil ceberut düzene vererek mücadeleye devam.
Belki de şimdi yeniden hatırlamamız gereken şey şu:
Tarihi, kültürel,doğal, sosyal tüm değerlerimizin çürütülerek yok edilmeye çalışıldığı bu dönemde, farklı düşünmenin günah keçisi ilan edilmek yerine tüm farklılıklarımıza rağmen yan yana, omuz omuza yürüyebileceğimiz bir zeminin oluşturulması acil görev ve sorumluluğumuzdur.Çünkü mücadele, birkaç şefin gölgesinde değil,yan yana yürüyen insanların ışığında büyür...
En insani ve devrimci duygularımla...