Mehmet TAŞ

Mehmet TAŞ

mtas25@gmail.com

Demokratik ekososyalist bir manifesto için bazı öneriler

Doğanın ekosistem dengesinin hızla bozulduğu bir dönemde AKP iktidarı döviz uğruna İstanbul kanalının temellerini atmakta ısrarlı. İkizdere, Kaz dağları ve benzeri birçok alan ormansızlaştırılıyor, kapitalist işletmelerin çıkarlarına terk ediliyor. Artan sıcaklığın yol açtığı kuraklık yoksul halkın yaşam koşullarını daha da zorlaştırırken pandemiyi kötü yöneten iktidar, sadece çevresel dengelerin bozulmasına neden olmakla kalmıyor, neoliberal politikalarıyla ekonomik çöküşü de hızlandırıyor.  

AKP’nin iktidarda kaldığı her gün çevrenin ve emekçilerin daha fazla zarar görmesi demektir. Bir film gibi izlediğimiz gelişmelerden bazılarını hatırlayalım: Halk ölüsünü gömemezken tarikatlar devlet yetkilileriyle “lebaleb” cenaze törenleri düzenledi. Ülke, Merkez Bankası’nın buharlaşan 128 milyar dolarının peşine düştü. Birileri devletin gri pasaportuyla ülkeden kaçtı. Kayyumlar, HDP’ye kapatma dâvası açtı, 50 bin politik tutuklu … Ve sonu gelmeyen baskı ve yozlaşma….

Benzer çevresel ve toplumsal aşınmayı gezeğenin her köşesinde görmek mümkün. Bilim insanları bu akıl almaz bozulmaların sadece felâketin başlangıcı olduğunu belirtiyor. Pandemi gibi daha büyük belâlar insanlığı bekliyor. Bilimsel araştırmalara göre doğal dengenin istikrarsızlaşması devam ederken artan sıcaklıkların toplumlar üzerinde yaratacağı etkiler dehşet verici kargaşaların çıkmasını tetikleyecek. Dolayısıyla iklim değişikliği ile anti-kapitalist toplumsal devrimlerin birlikte düşünülmesi artık kaçınılmaz gözüküyor.

Yükselen sıcaklıkların sosyal depremlere dönüşmesinin kaçınılmaz olduğunu Solomon M. Hsiang ve meslektaşları, araştırma merkezlerinde yankı uyandıran makaleleriyle duyurdular. 10 bin yıllık dünya tarihini kapsayan yaklaşık elli veri seti topladılar. Veriler bilgisayar modellerine yüklendi ve ısınmanın çeşitli biçimleriyle bağlantılar kurarak çıkacak sonuçları izlediler. Dünyanın her köşesinde ve her ülkede anormalin üstündeki sıcak havaların düşmanca çatışmalara, polis vahşetine, katliamlara,  ayaklanmalara ve en sonunda yönetici burjuva elitlerin zorla yıkılmasına neden olacağı kanısına vardılar. Bilgisayardaki simülasyonlarda devrimci dalganın yükseldiği ortamlarda gruplar arası çatışmaları körükleyen etmenlerin üç katına çıktığını saptadılar. 

Çevreci aydınlar iklim değişikliği ileri boyutlara varmadan harekete geçilmesi gerektiğini belitirken çevresel bozulmanın o evresi devrimci durum olarak kabul edilmez diyorlar. Çünkü pandemi sürecinde görüldüğü gibi insanlar evlere kapanacak, kavuran sıcaklardan sel felaketlerinden kendilerini koruma telaşına düşeceklerdir. Yeryüzündeki insan toplumları altüst olacak, dolayısıyla geç kalınmadan bir avuç zengin için çalışan devletlere karşı devrimci süreçlerin başlatılması gerekiyor.

Sıcaklığın iki derece artması durumunda sokak ya da meydanlarda politik tartışma yapılamayacağı için herhangi bir iklimsel kıvılcım her an patlamaya hazır insan topluluklarıyla karşılaşılacak.  Dört derecelik ısınma sonucunda toplumları parçalayan derin eşitsizlikler belirecek. Hiçbir zaman unutulmaması gereken şey, doğanın kırılma noktasında devletin eskisinden daha küçük egemen bir azınlığa hizmet ederek yanlış gidişe aracılık edeceğidir. Anlaşılması ve hedef seçilmesi olarak seçilmesi gereken şey devletin ele geçirilmesidir.

Demokrasi güçlerinin kapitalizmi aşarak ekososyalizme yönelebilmeleri için devletin demokratikleşmesi hedefini başarmaları gerekiyor. Bunun için ekososyalist birer programa ve demokratik birer devrim stratejisine gereksinim var.

19. yüzyılda komünist ve işçi hareketlerini ayağa kaldıran Komünist Manifesto benzeri bir ekososyalist manifesto yayınlanabilir. Sosyalistlerin ve iklim adaleti aktivistlerinin programlarının bu çerçevede formüle edilmesiyle iki hareketi birleştirme modelleri tartışmaya açılabilir. Politik ve örgütsel yakınlaşma ve güçlendirilmiş dayanışma ağlarının yol açacağı olumlu hava geniş halk kitlelerinin gücünü harekete geçirebilir ve iktidarın ele geçirilmesine kanalize edilebilir.

Devleti kapitalist bir devlet olmaktan çıkarıp doğayı ve emekçi insanlığı koruyacak ekososyalist bir manifestonun temel politik hedefleri şunlar olabilir:

•             Kömür, petrol veya doğal gaz çıkarmak için tüm yeni tesislere moratoryum uygulamak

•             Bu tür yakıtlarla çalışan bütün santralleri kapatmak.

•             Fosil olmayan kaynaklardan, özellikle rüzgâr ve güneşten elektriğin yüzde 100'ünü üretmek.

•             Hava, deniz ve karayollarının genişlemesini sona erdirmek; karayolu ve deniz taşımacılığını elektrik ve rüzgâr enerjsine dönüştürmek; diğer ulaşım araçlarıyla tamamen değiştirilinceye kadar âdil bir dağıtım sağlamak amacıyla hava yolculuğunu rasyonelleştirmek.

•             Metrolardan kıt’alar arası hızlı trenlere kadar bütün toplu taşıma sistemlerini genişletmek.

•             Yiyeceklerin nakliye ve uçuşunu sınırlayıp yerel üretimi düzenli şekilde teşvik etmek.

•             Tropik ormanların yıkımına son vermek ve yeniden ağaçlandırma için büyük programlar başlatmak.

•             Eski binaları yalıtımla yenilemek ve bütün yeni binaların kendi sıfır karbonlu enerjilerini üretmesini sağlamak.

•             Balık ve et tüketimini hızla azaltıp insanların protein gereksinimlerini sebze kaynaklarına kaydırmak. 

•             Verimli, sürdürülebilir ve yenilenebilir enerji teknolojilerinin yanı sıra karbondioksiti giderme teknolojilerinin geliştirilip yaygınlaştırılmasına yönelik kamu yatırımlarını arttırmak.

Eğer bu politikalar uygulanmazsa, ülkemiz 17. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu'nun karşılaştığı olağanüstü şiddetli kuraklık benzeri bir iklim isyanıyla karşı karşıya kalabilir. O zamanki isyanlar, Küçük Buz Devri olarak bilinen güneş radyasyonundaki doğal düşüşün neden olduğu küresel soğumanın sonucuydu. Dondurucu kurak kışlar Anadolu köylüsünün mahsulüne büyük zarar vermiş, büyükbaş hayvanlarını yok etmişti. Padişah köylülere daha ağır vergiler koyarak, onları imparatorluk başkentine ve ordularına daha fazla tahıl, koyun ve erzak göndermeye zorlamıştı. Aç kalan köylüleri isyana iten de işte bu doğal âfetti. İlk olarak mültezimlere, yani vergi tahsildarlarına saldırdılar, dükkânlara baskınlar düzenlediler ve askeri birlikler kurarak isyanın genişlemesine yol açtılar.

Bugün bu politikalar uygulanmaz ve fosil yakıtlar kullanılmaya devam edilirse, hızla ısınan kapitalist dünya, üretken işçi sınıfından daha fazla artı-değerin çıkarılmasını isteyecek. Kaçınılmaz olarak iklim krizinin yaratacağı şok en dipte emekçi yığınlar arasında daha fazla hissedilecek; isyanlar, kaos ve anarşi günlük yaşamın bir normuna dönüşecek.

Özetle, kapitalist dünya sistemi tarihsel olarak iflâs etmiştir. Devâsa yapısının altında sistemin zayıflığı yatmaktadır. Artık doğal çevreye uyum sağlayamayan zalim bir Osmanlı despotluğuna dönüşmüştür. Bu nedenle kökünden değiştirilmelidir.

 

- Sıralanan politikalar İklim ve Kapitalizm Web sitesinden alındı.